Film Analizleri‎ > ‎

Taken (96 Saat)

Taken (96 Saat) Eleştirisi/Analizi
Taken, Pierre Morel, 2008 

Hedef biziz!

    Popüler ama "değersiz" olan bazen görüntüde o kadar iyidir ki, insan, önündeki sanat ürününün estetik güzelliği karşısında etik veya başka, değerler  konusunda kendisini daha esnek olmaya zorlar. Bir zamandan sonra değerleri unutur ve popüler akımların da etkisiyle estetik güzelliğin yüceltilmesi trendine katılıp hem kendi değerlerinden hem de çok daha evrensel değerlerden iyice uzaklaşş olur.


    1,5 saatlik bu film her ne kadar aksiyon sahneleriyle akıp gitse de aşırı derecede Fransız kokan abes ve ırkçı senaryosu ile özgür bir zihinde üzgünlük yaratan bir düşünce blokajı oluşturuyor. Neden mi? Amerikalı üstadımızın temiz mi temiz, saf mı saf kızını kaçıranlar hakkında öğrendiğimiz ilk şey, onlarla taksi paylaşan gencin esmer biri olmasıdır. İkinci şey ise kolunda ay yıldızlı dövme barındırmasıdır. Arnavut oldukları ısrarla belirtilen ve Fransız ülkesindeki pisliklerin önemli bir kaynağı olarak gösterilen bu insan grubu, belli ki insanlıktan nasibini almamış, yolculuk yapan genç kızları kaçırıp onları uyuşturucuyla fahişeliğe sürüklemekte, bedenleri üzerinden kazanç sağlamaktadırlar. 

Esmerler toplaşması

    Hikaye ilerledikçe "temiz" olduğu vurgusuyla gönüllerdeki yeri derinleştirilen pek bir bakir melek kızının peşinde koşan baba, sonuçta "bakir olma premium niteliği"yle özel alıcılarına pazarlanan kızını takip ederek onu alan kişilerin yatına ulaşmayı başarır. Tabii ki teknenin içindeki herkes esmerdir ve Araptır. Bakir meleğimizi de diğer başka kızlarla beraber o gece için şeyhlerine ayarlamışlardır. Şeyh ise göbekli, belli ki gayet uçkuruna düşkün, temiz kız meraklısı "pis" bir Arap'tır. Kısaca: satan ay yıldızlılar, alan Araplar. Filmden kopup gerçek dünyamıza dönersek, tüm bu kişilerin evrensel tek ortak özellikleri önce insan olmaları, sonra Batı Avrupalılara göre "Doğu'da" yaşıyor olmaları ve de tabii ki Müslüman olmalarıdır. Şimdi filme geri dönelim. Zira filmde bu kişilerin ortak yanları "insanlıktan nasiplerini almamış olmaları" ve "Fransa gibi bir cennet diyarına sonradan gelip oraları kirletmiş olmaları"dır. 

    Bahsedilmesi gereken bir yer de filmin sonlarına doğru, kızının Arap şeyhinin adamlarına satılması sürecinde bu sistemi ayarlayan Fransızla, meleğimizin babası Amerikan James Bond'unun karşılaşması sırasında yaşanıyor: 

    Kızının yerini sorarken bu kişiyi ekstremitelerinden kurşunlayan Bond'a, Fransız şahıs, hayatının bağışlaması için yalvarırken; bu talihsiz olaylar silsilesinde hiçbir şeyin "şahsi" olmadığını, herşeyin sadece "iş" olduğunu belirtmeye çalışır. Bir Amerikalı'ya yanlış yapan bir Fransız'ın ağzına yakışabilecek en güzel söz de bu olsa gerek. Ne de olsa Batılı müttefikler arasında su sızmamasını beklemek, arada bu gibi pişkin, Amerikalı ağabeyine yanlış yapan Fransızların "bence gayet kişiseldi" sözü takibinde öldürülerek göz dağı verilmesine de engel teşkil etmemektedir. Ne de olsa önemli olan Amerikan "değerleri"ne saygılı olmak, sonrasında ise batılı olmaktır.

    Bu kadar klasik bağnaz ve ırkçı batı klişesini bir anda içinde barındırabilen bir filmi izlemek ibretlik bir deneyim. Zaten bu filmin ibret kazandırmak dışında işe yaradığını da sanmıyorum sağ duyulu insanlar açısından.