Film Analizleri‎ > ‎

Take Shelter (Sığınak)

Take Shelter (Sığınak) Yorumu/Eleştirisi/Analizi

Take Shelter, Jeff Nichols, 2011

Kısa Özet:


    Sığınak, normal bir ailenin normal hayatı ile anlatıma başlayan bir film. Evli çift ve duyma engelli çocukları müstakil


evlerinde, doğayla iç içe bir yaşam sürmektedirler. Ailenin babası Curtis (Michael Shannon) inşaat işinde çalışmakta, eşi Samantha (Jessica Chastain) ise el işi ürünlerini pazar yerlerinde satmaktadır. Sorunsuz bir ilişkileri ve özenilen bir hayatları vardır. Ta ki Curtis dehşete kapılmasına sebep olan kabuslar görmeye başlayana kadar…


    Kabuslarında Curtis, büyük bir fırtınanın çıktığını ve kontrolden çıkan insanların kendisine ve kızına zarar verdiklerini görmektedir. Gördüğü şeylerin gerçekliğiyle bunalınca hem tıbbi yardım almak için uğraşır, hem de ailesinin zarar göreceği endişesini bastırmak için evlerinin bahçesindeki sığınağı ihya etme ve genişletme çabasına girer. Aile hekiminin tavsiye ettiği psikiyatra gitmese de ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmetlerinden yararlanır ve kütüphaneden edindiği psikiyatri kitaplarından, durumu hakkında fikir edinmeye uğraşır. Onu endişeye sokan bir durum da annesinin kendi otuzlu yaşlarında şizofreni teşhisiyle bir rehabilitasyon merkezine kapatılmış olmasıdır. Kendisinin de benzer bir durum yaşadığı endişesi içinde giderek büyüyen Curtis, hem işyerinde hem de evde garip davranışlarıyla dikkat çekmeye başlar. Edindiği psikiyatri kitaplarını eşinden gizli gece boyu okur, yapmak zorunda olduğunu düşündüğü sığınak için yine eşinden habersiz bankadan kredi alır. Nihayetinde işinden de olan Curtis, sosyal olarak da arkadaşları tarafından dışlanır. 


   
    Bir gece uykusunda geçirdiği nöbetin ertesinde eşine durumunu ilk kez anlatır. Beraber bu konuyu konuşurlar ve Curtis'in bir psikiyatra görünmesi konusunda karar alırlar. Eşi Samantha, onun durumunu kabullenip, yardımcı olmak için uğraş vermeye başlar, ne de olsa Curtis; eşiyle diyaloğunda da belirttiği gibi, ailesinden ayrı düşmemek için elinden geleni yapmak istemektedir. Bu olayın ertesinde bir gece fırtına sireni sesiyle uyandıklarında kendilerini sığınağa atarlar. Curtis, rüyalarında uyarılarını gördüğü büyük fırtınanın gerçekleştiğini düşündüğünden sığınaktan çıkmaya yanaşmaz. İşte tam bu esnada mükemmel oyunculuğuyla Jessica Chastain'in can verdiği eşi Samantha ve kızının sevgisi onu o güçlü dürtüsüne rağmen kapıyı açmaya, doğru olanı yapmaya yanaştırır ve Curtis'in öncülüğünde beraber dışarı çıkarlar: Fırtına bitmiştir ve herşey yolundadır. Çift, bundan sonraki sahnede bir psikiyatristin yanındadır. Görüşmenin sonucuna göre, önce sahil evinde bir dönem tatil yapacaklar ve sonra Curtis tedavi için bir süre ailesinden uzaklaşacaktır.

    Final sahnesi, filmde kullanılan metaforların çözümlenmesi için bizi motive etmesiyle önemini gösteren bir sahne olur: Sahilde kızıyla oynayan Curtis, denizde oluşan çok sayıda hortumu ve yaklaşmakta olan o büyük fırtınayı görür. Eve doğru bakar ve eşiyle göz göze gelirler. Hepsi sakindir: Çünkü beraberdirler.



Filmin Analizi: 


    Normal, mutlu bir ailenin hikayesini anlatarak başlayan filmde Curtis, duyarlılığı ve ailesine olan sevgisiyle sempatimizi kazanır. 

    Fırtına metaforuyla, gelecek endişesi; ekonomik, ailevi ve doğal yaşama dönük kaygılar bir nevi somutlaştırılır. Her ne sebeple olursa olsun ailesine sevgiyle bağlı bir baba endişe ile dolmuştur ve bir yandan doğru olanı yapmaya çalışıp tıbbi yardım almaya çalışırken bir yandan da ailesini korumaya dönük o büyük güdüsünü takip ederek sığınak konusunda elinden geleni yapmaya çabalar. 

    Yönetmenin deyişiyle filmin başında "ortak bir zemini paylaşan" karı ve kocanın birlikteliği, Curtis'in yaşadıklarını eşiyle paylaşmamasını binaen büyük bir sınavdan geçer; ikili bu ortak zemini kaybedeyazarlar. Tabii ki evlilik bazen fedakarlık gerektirecektir. Samantha, bu konuda tam da üzerine düşeni yapar ve eşinin garipliklerine ve yaptığı onca şeye katlanıp, bir açıklama bile edinememesine rağmen onun yanında durmaktan vazgeçmez. 


    Siren sesleriyle uyanıp sığınağa indikleri sahne, filmin de doruk noktasıdır. Bu sahnede Curtis'in zihni iki önemli güdüsünün savaş alanı haline gelir: Bir yanda, annesinin şizofreni teşhisi sonrasında hastaneye kaldırılmasıyla terkedilmiş hissetmesine binaen kurduğu, ailesini asla terketmemeye dönük güdüsü; diğer yanda ise gördüğü rüyaların verdiği endişenin sebep olduğu korumacılık güdüsü. İletişim ve sevgi bu savaşın galibini bir anlamda belirler: Eşiyle durumunu paylaşmış olması ve onun da Curtis'in yanında durmayı tercih etmesi, bu savaşı sürdüren Curtis için en önemli kazanım olmuştur. Böylece kuru endişelerini bastıran Curtis, ailesiyle beraber sığınaktan dışarı adım atar. 

    Final sahnesi ise filmin bu içeriğine kesin bir anlam katarak noktayı koyar: Fırtınanın geldiğini gören aile bireyleri endişeye bile kapılmaz. Ne de olsa endişelerin en büyüğü birlikteliğin kaybıdır ve bu konuda aile savaşı zaten kazanmıştır. Ellerinde olmayan diğer şeyler içinse kaygı duymanın gereksizliği de böylece onlar için aşikâr olmuştur. Karı ve koca "ortak zemin"lerini yine bulmuş ve ne zorluk gelecekse ona beraberce katlanacaklarının bilincinde olarak evlerine girerler.

    Filmin sonundaki kıyametsel fırtınanın neleri sembol ettiği konusunda pekçok fikir verilebilecekse bile, "natüralist/deist" bir söyleme sahip yazar-yönetmenin bu metaforu, "dünya üzerinde birşeyler gerçekten çok yanlış gidiyor" durumuna, doğanın "doğal" bir yanıtı olarak tasvir etmek üzere kullandığını söylemek, kanımca yanlış olmayacaktır.

    Kısaca, günümüz koşullarının pekçok anlamda insanı gelecek hakkında endişeye soktuğu yaşamda, iyi bir aile hayatının; karşılıklı sevginin yanında özellikle de iletişim ve fedakarlığa dayandığının anlatıldığı film, bunu alegorik anlatım tekniğini kullanarak ve yeri geldiğinde psikolojik bir gerilim haline bile gelerek yapmayı tercih ediyor. Final sahnesi ise fırtına metaforunun sorgulanmasını sağlamak ve etkileyici bir son yapması açısından anlam kazanıyor, ancak o sahnenin detaylarına takılmamak gerekiyor. Zira yönetmenin de belirttiği gibi: "Bu sahnede detaylar önemsiz, esas olan iki kişinin kendilerini yine aynı zeminde bulabiliyor olmaları. İkisi de aynı şeyi görebiliyor artık ve bu yüzden film umutvar bir sonuca sahip".


    Not: Bir filmden çıkarılan sonuçlar, izleyenlerin karakterleri kadar çeşitlilik arzedebiliyor. Bundan dolayı bazen farklı yorumlara ve açıklamalara saygı duyup sessiz kalmak gerekse de bazen çeken kişinin filmi neden çektiğine göre bu durum anlamını yitirebiliyor. Ben analizimin genel hatlarını, yazar ve yönetmen Jeff Nichols'un yaptığı açıklamalara binaen belirledim ve bunu özellikle belirtmek isterim :)


    Ayrıca şunu da demek isterim ki; günümüzde birlikteliklerin en ufak tersliklerle bile sarsılabildiği bir sosyal atmosfer oluştuğundan, bu filmi aile hayatına önem veren herkes için özellikle tavsiye ederim. Aynı yıl çekilmiş olan ve yönetmenliğini Terrence Malick'in yaptığı, yine Chastain'in inayetin bir sembolüymüşçesine tasvir edilen melekvarî anne rolüyle katkıda bulunduğu The Tree of Life'ı da benzer motivasyonla şiddetle tavsiye ederim.




Filmin Fragmanı: