Film Analizleri‎ > ‎

Before the Devil Knows You're Dead (Şeytan Duymadan Önce)


Before the Devil Knows You're Dead (Şeytan Duymadan Önce) Filmi Yorumu/Eleştirisi/Analizi, 

Before the Devil Knows You're Dead, Sidney Lumet, 2007

    İnsan üzerine çok kapsamlı ve anlamlı bir çalışma olan bu film, bana göre bu anlamda "Match Point"le oldukça benzerlik gösteriyor. Fakat "Şeytan Duymadan Önce"de hikaye, karakterlerin derinliklerine ve geçmişlerine inerek daha farklı bir boyut kazanıyor. Ben de filmin derinlemesine katettiği temel patikaları başlık edinerek bu karmaşık filmi analiz etmeye çalışacağım:

1. Baba-Oğul İlişkisi Sorunsalı 

    Filmde, baba-oğlu ilişkisinden başlayan ailevi bir sorunun nasıl da toplumsal bir sorun haline geldiği, babasından beklediği ilgiyi göremeyen ve dışlanmış hisseden bir çocuğun ruhsal bunalımının ne boyutlara ulaşabileceği, olağanüstü gerçekçi ve insanî bir şekilde resmediliyor. Sosyal bir varlık olarak insanın anne ve babasını kapsayan ilk ailesi ile kendi kuracağı ikinci ailesindeki ortamlarda, samimiyet ve sevgi bağlarının eksikliğinin ne gibi sonuçlara gebe olabileceği, belki de bazılarını rahatsız edecek netlikte ve saflıkta, orijinal ve başarılı bir kronolojik sırayla aktarılıyor. Bu temel analiz argümanlarından ilki olan baba-oğul sorunu ile ilgili filmde 3 ana sahne var. 

    İlki annesinin cenaze gününde Andy ve babasının yaptığı konuşma. Babasının ağlayarak Andy'den baba olarak özür dilemesi Andy'da duygusal olarak ilk anda pek bir etki yapmıyor. Belki de şok olarak duygusal bir boşlukla bu itirafları dinliyor. Daha sonra ise soğuk ve tekdüze bir ses tonu ile babasına aynı cümleyi kurarak misillemede bulunduğu gibi daha sonra bu itiraflarının hiçbir şeyi eski haline getiremeyeceğini sessizce bağırmak ister gibi "Sen elinden geleni yaptın iyi bir oğul olmak için" şeklinde aşırı ironik, nerdeyse sarkastik bir cevap veren ve böylece aslında oğlundan duygusal anlamda ne kadar kopuk olduğunu bu şekilde de seyirciye gösteren babaya "Kardeşimin hayattaki başarısı benden de kötüydü, yine de onu benden çok sevdiniz" tarzında bir ithamda bulunur ve belki de tüm hareketlerinin ve hayat tutumunun temeli olan duygusal güdülenmelerinin kaynağını bizlerle paylaşır: "Hiçbir zaman sizden biri gibi değildim". Bu anda hatırlamamız gereken sahne belki de Andy'nin Hank'e soygun planını açıkladığı sahnedir. Soymayı düşündükleri yerin tarifini bitirdiğinde Hank'in "Ama orası anne ve babamızın dükkanı" tarzındaki ifadesini "Öyleyse ne olmuş yani" tarzı bir yaklaşımla cevaplayan Andy, bununla da sınırlı kalmaz ve kardeşini manipüle etme çabasında iken, bu durumun onlara soygun planında sağlayacağı avantajları argüman olarak da kullanarak, kendinin aile kavramından, anlamından ve bunun sorumluluklarından ne kadar yoksun olduğunu, Hank'in kafasını kurcalayan o ahlakî dayanakların yerinde kendisinde bu değerlerin yerini almış büyük bir duygusuzluk, maddiyatçılık ve yüzeysellik olduğunu bizlere gösterir. 

 Duygusuzluğunu zaten bize karısının kendisini terkediş sahnesinde karısının onu tahrik etmesine ve kardeşiyle yattığını bile söylemesine rağmen gösterdiği sakinliğiyle ve babasının kendisine tokat attığı sahnenin sonunda "Ginayla benim şimdi şehir merkezine inmemiz lazım" cümlesiyle de gösteren Andy, bu duygusuzluğunu, duygusal anlamda dışlanmış hisseden bir çocuk olarak kendini bu duygusal yükten kurtarmak için daha küçük yaşta geliştirmiş olmalıdır. Zira babasına karşı melodramatik zayıflığını gösteren iki sahne bize bunun ipuçlarını verir: İlki cenaze sonrası eşi Gina'yla arabayla baba evinden uzaklaştığı sahnedir. İkincisi ise filmin sonunda babasına herşeyi itiraf edip özür dileyince, babasının "sorun değil" cevabını almasıyla Andy'nin yüzünde gördüğümüz derin rahatlamadır. Bu iki sahne de, cenaze ertesi diyalog sahnesi gibi bize baba-oğul ilişkisi sorunsalını gösteren diğer sahnelerdir. 

    Araba sahnesinde; güçlü, planlı, disiplinli, soğuk bir karakter olarak bildiğimiz Andy'nin bir sinir krizi yaşadığını görürüz. Bunun sebebi babasının ondan özür dilemiş olmasıdır. Yani hayatı boyunca yanlışlarını belki de babasıyla bir ödeşme olarak gören, daha doğrusu babasının ona yaşattıkları yüzünden olduğunu düşünen Andy, bir anlamda son hatası sonucu annesinin ölümünü de, babasının kendisine karşı sevgi borçlu olmasından dolayı, babasına çok görmemektedir ve bu büyük yanlışından dolayı duyması gerektiği kadar vicdan azabı duymamaktadır. Ancak babasının özrüyle hayat görüşü en temelinden sarsılır. Bu durum onun yaptıklarını geri alamayacaktır, olan olmuştur: Vicdanı bu sebeple derin uykusundan uyanır ve Andy'ye bu krizi yaşatır. Filmin bahsettiğim son sahnesinde de Hank, babasının onu affettiğini belirtmesiyle belki de ne zamandır hiç duymadığı bir huzurla ve tabii ki tıbbi durumunun da etkisiyle uykuya dalar. Babasının soğuk kanlı ve planlı bir şekilde oğlunu katlettiği sahne de bu sahnenin devamının içeriğidir.



2. Andy ve Hank Hanson kardeşler ve Gina

    Andy ve Hank kardeşler birbirinden çok farklı birer bireydir. Ortak noktaları aynı ailenin çocuğu olmak ve ikisinin de paraya ihtiyaç duymalarıdır. Andy ailenin dışlanmış hisseden bireyi olarak duygusal ve karakter olarak güçlü olan, manipüle edici karakterken, Hank çok narin, hassas, önüne servis edileni yiyen uslu bir köpek yavrusu gibidir. Burada Hank'in stresli, aksiyona girmekten uzak yapısına ters düşen tek şey Hank'in Andy'nin güzel karısı Gina'yla olan cinsel ilişkisidir. Burada benim görüşüme göre Hank yine pasif olan taraftır. Gina, duygusal olmaktan çok uzak ve insanî durumlardan uzaklaşş kocasıyla yaşadığı sorunlardan dolayı onunla mutlu bir cinsel hayat yaşayamamaktadır (bkz. Drugboy'da geçen günün arkasından Andy'nin Gina'yla yatak sahnesi). Bunu da Hank ile olan ilişkisinde gidermektedir. Gina bununla yetinebildiği gibi Hank ise ondan etkilenmiş ve daha fazlasını istemektedir. Bu bakış açısını destekleyen iki sahneden ilki filmin gayet "gereksiz şekilde pornografik" açılış sahnesi ve Andy ile Gina'nın, Gina'nın isteksizliğinden ötürü sevişmeden geçirdikleri başka bir yatak sahnesidir. İlk sahnede Rio'da tatilde olan çift birbirlerini yeniden keşfetmiş gibi şevkle sevişirler, ancak her ikisinin de mutlu olduğu tek yer olan Rio, onlar için bir tatil olmaktan ileri gidemez. Hayatlarına döndüklerinde Andy yine işinde usulsüzlük yapan, uyuşturucu müptelası bir muhasebeci olarak yaşamına devam eder. Gina ise istediği ilgiyi göremeyen eş olarak bütün gayretine rağmen kendisini farketmeyen 'koca'sını, (kocasının kardeşi) Hank ile aldatır. 

    Hank ise boşandığı eşinden olan kızının okul masraflarını bile karşılayamayan, ciddi maddi bunalım içinde olan aşırı pasif bir sözde yetişkindir. Babasının "Onun bize daha çok ihtiyacı vardı" diyerek andığı Hank, belki de ailenin üstüne çok vardığı, heryere elinden tutularak götürülen çocuk olarak kendi ayakları üzerinde durmaya başaramayan ve nereye çekilirse oraya giden bir insan halini almıştı. Bu durumların iki önemli örneğinden biri Andy'nin onu soyguna ikna etmesi, diğeri ise Gina'nın onunla olan ilişkisidir. Hank her stresli durumda sinir krizine girmesiyle, abisinin tüm planlarına evet demesine rağmen yaptıklarıyla yüzleşecek kuvvete sahip olmamasıyla, kardeşlerden kendini kontrol yeteneği zayıf olandır ve ailesine duyduğu sevgi maddi ihtiyaçlarının gerisinde kalabildiğinden üstüne varılan çocuk olsa da sağlıklı bir duygusal gelişim göstermediği de ortadadır. Zaten iki kardeşin de paraya ihtiyaçları varken ailelerinden istemek yerine onları soymayı tercih etmesi bi anlamda bu sorunlu ailedeki ilişkileri göstermekle beraber modern dünyanın maddeye ve yüzeyel olana dayanan yapısının geldiği noktaya da bir hiciv olarak algılanabilir. Zira değerini, anlamını, işlevini kaybeden bir aile yapısı, aileyi oluşturan bireylerin tek tek hayattan uzaklaşmalarına sebep olduğu gibi toplumsal yapıyı da sarsmaktadır. Bu yargının önemli argümanlarından biri soygun için Hank'in anlaştığı vurucu ve Andy'nin soyarken öldürdüğü 2 kişidir. Sonuçta olaylarda Andy'nin annesi ve kendisi dahil 6 kişi ölmüştür.   

    Filmin başta vurguladığım iki önemli noktasından diğeri, kendi ailesinde mutlu olamamış olan Andy'nin Gina'yla kurduğu yaşamında mutlu olmaya çalışması ama bunu da başaramamasıdır. Gina, Andy için ilgili bir eş olmadığını bize cenaze sonrası araba sahnesinde kanıtlar. Kocası sinir krizi geçirirken takınabildiği tek tavır ondan utanır gibi yüzüne bile bakamaması ve ona kendine gelmesi için seslenmesidir. Duygudan mahrum bir kişi olarak kendini uyuşturucuya vererek hislerini uyanık tutmaya çalışan Andy ise bunda başarılı olamadığını belki de ancak babasının ondan özür dilediği gün uyanan vicdanı ve hemen ardından Gina'nın kendisini terketmesiyle anlayacaktır. Gina'nın mutlu olamama tasasına, maddi yeterliliğini vurgulayarak karşılık veren Andy, bir anlamda sevgiden ve duygudan yoksun, maddiyatçı ve yüzeysel hayat anlayışını da yine ortaya koymuş olur.

    Gina ise ilgi bekleyen ama bunu hiç bulamayan, eşine karşı umutlarını tüketmiş ve kendi ifadeleriyle aslında bir eş olmayı bile beceremeyen, kocasıyla sevişemeyen, yemek yapamayan bir kadındır. Kocasının ilgisini çekmek için umutsuzca herşeyi yapar ancak bir uyuşturucu müptelası olan ve git gellerle dolu bir hayat yaşayan kocası ona istikrarlı bir kocalık yapamaz. Lanetli ailenin oğlunun eşi de bu lanetten payını alır ve kocasının kardeşiyle yatarak lanetin bir parçası olur.

   Andy için herşey, babasının ondan özrüyle daha da kötü bir hal alır. Yönetmen, Andy'nin vicdanının uyanışını kanıtlar istercesine, babanın seneler sonra gelen bu ilk insanî konuşmasının ve özrünün etkisini olabildiğince sarsıcı kılmaya çalışştır: Özrün arkasından Andy sinir krizi geçirir, ertesi sahnede Gina, Andy'yi terkeder, aynı sahnenin sonunda Hank bir şatajcı olduğunu ve 10.000 dolar istediğini Andy'ye bildirir, o sırada iş yerindeki usulsüzlükleri ortaya çıkmış ve Andy sürekli aranmaktadır. Tüm bunlar Andy'nin bir özürle altından kalkılamayacağını ifade ettiği ve "haksızlık" diye haykırdığı araba sahnesinde aslında geleceklerini belli etmiştir. Andy'nin tüm bunlara karşı tek başına kalacak olması onun için haksızlıktır. Çünkü babasının arkasında saklanmak -babasının özür dilemesiyle- onun için bir korunma yolu olmaktan çıkmıştır.


3. Sonuç

    Lumet'in aile yapısını, baba-oğul ilişkisini, karı-koca ilişkisini pek çok düzlemde derinlemesine ve çok insanî olarak irdelediği "Before the Devil Knows You're Dead" benim için heyecan uyandıran kaliteli bir yapım. Filmin belki de tek olumsuz yanı olarak, filmin gösterime girdiği çoğu ülkede "+18/+16/Restricted" gibi sınıflandırmalara maruz kalmasına sebep olan sahneleri görüyorum. Bu göz önünde tutularak izlenebilecek çok önemli ve değerli bir sanat eseri. Benim favorilerim arasında. Sidney Lumet'in son filmi olması belki ayrı bir anlam kazanmasını da sağlıyor.

Filmin Fragmanı